Mimarlık, insanların hem fiziksel mekânlara, hem de kendi duygu ve düşüncelerini anlatan biçimlere duydukları gereksinmeyi karşılayacak yapıları üretme sanat ve tekniğidir.

 Yerleşik yaşam biçimini benimseyen bütün toplumların mimarlığı vardır. Mimarlık yapıtları insan ürünü öteki yapıtlardan şu özellikleriyle ayrılır:

* İnsanlar tarafından kullanılmaya uygun bir işlevi olması
* Uzun süre ayakta durmasını sağlayacak sağlamlıkta bir strüktürü olması
* Bir düşünce ya da duyguyu iletebilecek, bir deneyimi aktarabilecek bir biçimi bulunması


 Herhangi bir yapının mimarlık ürünü sayılabilmesi için bu üç özelliğin bir arada olması gerekir. Özelliklerin birincisi ile üçüncüsü, yapıların yerine getirdikleri toplumsal işlevlere göre değişebilirler; ama ikinci özellik bunlardan bağımsız olarak her yapıda vardır.

 Örneğin fabrika gibi işlevi yarara yönelik bir yapıda duygu ve düşüncelerin iletilmesine daha az önem verilmiş olabilir.

 Buna karşılık anıtmezar gibi daha çok duygu iletimine önem verilen yapılarda da kullanım geri planda kalabilir. Kamu yapıları ya da dinsel yapılarda ise hem kullanışlılık hem de biçimsel anlatım gücü eşit ölçüde önem taşıyabilir.

 Mimarlık veya mimari, binaları ve diğer fiziki yapıları tasarlama ve kurma sanatı ve bilimidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir.

 Mimarlık mekan tasarlama işidir. İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekan ihtiyacı duyar ve bu mekanı kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır.

 Mimarlık evrensel bir meslektir. İnsanlık tarihinin her döneminde önemli olmuştur. Dini yapıların tanrıya ulaşma arzusundan, iktidarı simgeleyen saraylara ya da bir kentin dokusunu oluşturan basit konut tiplemelerine kadar her türlü açık ve kapalı mekanı tasarlar.

 Bu çevre kırsal veya kentsel olabileceği gibi, yapıları veya mekanları kuşatan yakın dış çevre de mimari tasarımın kapsamına girer. Mekan, içinde yaşamın gerçekleştiği fizik ortam olarak tanımlanabilir. Mekanın oluşabilmesi ve üretilebilmesi için yapılara, yaşamın hergün artan çeşitliliği gözönüne alınırsa, oldukça karmaşık ilişkiler düzeni içinde yapılaşmış fizik çevreye gereksinme vardır. Mimari tasarımın öznesi olan yaşam, coğrafi, iklimsel, kültürel, demografik farklılıklar içerir.

 MÖ 1. yy.’da yaşamış olan Roma’lı mimar Vitruvius “De Architectura” adlı kitabında başarılı bir mimarlık için “Utilitas, Firmitas, Venustas” (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans’ ta bu tanım, “Comodita, perpetuita, bellezza” (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581′de bir İngiliz yazarı mimarlığı “yapı bilimi” olarak tanımlarken 19.yy’da İngiliz eleştirmen John Ruskin mimarlığın “yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı” nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton “The Elements of Architecture” (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula (kullanılışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. Frank Lloyd Wright’a göre de “mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır.”

 Dünyanın en eski mesleği olarak kabul edilen mimarlık yapı sektörünün de ayrılmaz bir parçasıdır. Yapı sektörü ise, tüm dünya ülkelerinde en büyük sektör olup, diğer sektörlerin de itici gücü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, mimarlık, geçmişin birikimleri ile geleceği hazırlayacak, gelecekte yaşanacak kaliteli yaşam çevrelerini oluşturacak, vizyon sahibi bireylerin mesleğidir.

Son elli yıldır mimarlık mesleği konusunda “Çizim yapma sanatı” gibi bir yanlış kanaat oluşmuş, mimarlık sanatına yardımcı olan ancak çalışma alanı, tüm yapılarda kullanılan elemanların malzeme, mukavemet, statik ve dinamik durumlarını ve ekonomisini inceleyen bilim dalı olan inşaat mühendisliği ile mimarlık kavramları birbirine karışmıştır.

 Mimarlık sanatının kültürel yanını gözardı eden bu anlayış sonucunda , yüzyıllardır ülkemizin kimliği ile bütünleşen ve kültürümüzün ve değerlerimizin en kalıcı kanıtı olan mimarlık, kimliğini kaybetmiş, kültürel kimlik sorusu ile bir hesabı bulunmayan egemen yapı kültürü kentlerin görünür kimliğine damgasını vurmuştur.

Oysa Mimarlık ülkelerin kartvizitine yazdığı değerlerin en önemlilerinden biri belki de en önemlisidir.

 Mimarlık okullarından mezun olanların, mesleğin ilgi alanının çok geniş bir yelpazeyi kapsaması nedeni ile, birbirinden çok farklı alanlarda çalışabildikleri gözlemlenmektedir.

 Alıntıdır.

Ana Britannica & Vikipedi